13 Ağustos 2011 Cumartesi

Aşkı Ararken Kendini Bulmak: Zahir

Zahir: Görünen, var olan, görmezden gelinemeyen.




Paulo Coelho'nun Zahir adlı romanını geçenlerde okudum. Savaş muhabiri olan karısı ortadan kaybolan, zengin ve popüler bir yazar... Karısı kaçırılmış mıydı? Öldürülmüş bile olabilirdi. Yoksa karısı onu terk mi etmişti? Belki de başka bir adam için... Ama bu olamazdı; zira "mutlu" bir evlilikleri vardı ve böyle sonlanamazdı.


İsimsiz kahramanımız yokluğunu kabullenmek istese de karısının düşüncesinden kurtulamıyordu. Artık onun için bir "zahir" olmuştu. Zahirle yaşaması mümkün olmuyordu. Elbette peşine düşmeliydi. Karısının Mikhail kod adlı tercümanının rehberliğinde... Ancak bu macera kahramanımızın tahmin edemeyeceği şekilde, kontrolsüzce, kendini teslim edercesine ruhani bir yolculuğa dönüşüyordu.


Kitabın sonu beni tatmin etmese de sürükleyici olduğu ve insanı pek çok şey üzerine düşünmeye sevk ettiği bir gerçek. Aşk, evlilik, mutluluk hatta kendi benliğimiz üzerine... 


Acaba gerçekten düşlediğimiz hayatı mı yaşıyoruz? Pek çoğumuzun buna olumlu yanıt vereceğini sanmıyorum. Kimimiz yolunu kendi çizecek kadar şanslı da olsa zaman zaman aile, arkadaşlar, toplum ve bunların bizde meydana getirdiği bir oto-kontrol mekanizması elimizi dürtüyor. Çizgilerimiz kayıyor, yamuluyor... Ya da tam tersi bazıları bizden hep dümdüz çizgiler bekliyor. Haliyle her düz çizgi birbirinin aynı. Böylece belli kalıpların dışına çıkmadan garanti(!) bir hayat yaşıyoruz. Bırakmıyorlar ki "Ariadne'nin ipliği"ni alıp, sonsuz bir labirente dalalım.


Peki neyi garantiye alıyoruz? Mutluluğu mu? Olsa olsa hayatta kalmayı. Tabi ki bir süreliğine. Böylelikle bir trafik kazası geçirene kadar, bir maganda kurşunu kafamıza isabet edene kadar, ölümcül bir hastalığa yakalanana kadar hatta şanslıysak doksan yaşında, hasta yatağımızda ölüm bizi ziyaret edene kadar "hayatta" kalmayı garantiliyoruz. 


Beni gerçekten mutlu edecek şeyin peşinden gitmeye cesaretim var mı bilmiyorum. Belki beni gerçekten mutlu edecek şeyin ne olduğunu da bilmiyorum. Hatta bir gün şunu söylemekten korkuyorum: "Evet asıl istediğim bu değildi ama halim vaktim yerinde, güzel bir karım ve arkadaşlarım var. Sanırım ölene kadar böyle yaşamaya devam edebilirim."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder